RESİM ALBÜMLERİM

mecelle.com2

ramazansaman
05:28, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

Sonraki dönemlerde Fıkh'ın "usûl" ve "fürû" şeklinde iki ana kısma ayrıldığını biliyoruz. Usûl kısmı, dini hükümlerin kaynakları ile bu kaynaklardan hüküm çıkarma metodlarını, fürû kısmı ise mezkür kaynaklardan belli metodlarla çıkarılan, elde edilen hükümleri, dinî-amelî kaide ve talîmatı ihtiva etmektedir.

-

-SAHÂBE DEVRİ

(Fıkhın Gelişme Çağı)

 

A- HULEFÂ-Î RÂŞİDİN DEVRİ

1- Devre Umûmî Bakış

2- Hüküm Kaynakları

3- İctihad ve İftâ Bakımından Sahâbe

4- Sahâbe Devrinde Hüküm ve İctihad Prensipleri ile Bazı Örnekler

5- Sahâbe Devrinde İhtilâf

6- Mezhebler

7- Sahâbe Fukahâsı

Hz. Ebû-Bekr

Hz. Ömer

Hz. Osmân

Hz. Alî

Abdurrahman b. Avf

Abdullah b. Mes'ûd

Zeyd b. Sâbit

Muâz b. Cebel

Ubeyy b. Kâ'b

Ebû-Mûsâ el-Eş'arî

Ebu'd-Derdâ Uveymir b. Âmir

Ubâde b. es-Sâmit

Ammâr b. Yâsir

Huzeyfe b. el-Yemân

Ebû-Zerr el-Ğıfârî

Selmân el-Fârisî

Ebû-Ubeyde b. el-Cerrâh

Ebû-Sa'îd el-Hudrî

Ummu-Seleme

Âişe bt. Ebû-Bekir

Abdullah b. Abbâs

8- Fıkıh Bakımından Devrin Özellikleri

9- Tedvîn

 

B- EMEVİLER DEVRİ

1- Nesil

2- Hadîs Rivâyeti

3- Nazarî Fıkıh

4- Hicaz ve Irak Medreseleri

5- Tâbiûn Fakihleri

6- Tedvîn

-

-ABBÂSÎLER DEVRİ

(Fıkhın Olgunluk Çağı)

A- DEVRE UMÛMÎ BAKIŞ

B- ABBÂSÎLER DEVRİNDE FIKIH

1- Din Bilgileri ve Abbâsîler

2- Fıkhın Genişlemesi ve Gelişmesi

3- Fukahânın İhtilâfı

4- İctihad Hürriyeti ve Mezheblerin Doğuşu

5- Rey ve Hadîs Mektepleri

C- TEDVİN FAALİYETİ

E- FUKAHÂ

 

Üçüncü Bölüme Ek

FIKIH MEZHEBLERİ

 

Birinci Alt Bölüm

(Dört Mezheb)

I- DÖRT İMÂMIN MEDRESE ve ÜSTADLARI

A- MEDRESELERİ

B- ÜSTADLARI

C- HAYAT HİKÂYELERİ

1- Ebû-Hanîfe

2- Mâlik b. Enes

3- İmam Şâfiî

4-Ahmed b. Hanbel

II- DÖRT İMAMIN İCTİHAD USÛLLERİ

A- EBÛ HANİFE'NİN USÛLÜ

1- Ebû-Hanife ve Hadîs

2- Kıyas ve İstihsân

3- İctihadından örnekler

4- Hanefî Mezhebi ve Hiyel

B- İMAM MÂLİK'İN USÛLÜ

1- Kitab

2- Sünnet

3- Kıyas

4- Sahâbî Kavli

İmam Mâlik'in ictihadından örnekler

C- İMAM ŞÂFİÎ'NİN İCTİHAD USÛLÜ

D- AHMED B. HANBEL'İN İCTİHAD USÛLÜ

III- MÜCTEHİD İMAMLAR ve MASLAHAT PRENSİBİ

A- EBÛ- HANİFE

B- İMAM MÂLİK

C- İMAM ŞÂFİ'Î

D- İMAM AHMED B. HANBEL

IV- İCTİHAD ve TAKLİD KARŞISINDA DÖRT İMAM

V- TALEBE VE ESERLERİ

A- EBÛ- HANÎFE

1- Talebesi

2- Kitaplar

B- ŞAFİ'Î

1- Talebesi

2- Kitaplar

C- MÂLİK

1- Talebesi

2- Kitaplar

D- AHMED B. HANBEL

1- Talebesi

2- Kitaplar

 

İkinci Alt Bölüm

(Yaşamayan Mezhepler)

I- el-HASENU'L-BASRÎ MEZHEBİ

II- EVZÂÎ MEZHEBİ

III- SEVRÎ MEZHEBİ

IV- el-LEYS b. SA'D MEZHEBİ

V- TABERÎ MEZHEBİ

VI- ZÂHİRİYYE MEZHEBİ

VII- SÜFYAN b. UYEYNE MEZHEBİ

VIII- İbn. RÂHÛYE MEZHEBİ

IX- EBÛ-SEVR MEZHEBİ

X- el-ABBÂDÂNÎ MEZHEBİ

XI- İbn Ebî-LEYLÂ MEZHEBİ

XII- el-EYLÎ MEZHEBİ

XIII- İBN YESAR MEZHEBİ

XIV- YAHYA b. ÂDEM MEZHEBİ

XV- ŞURAYH MEZHEBİ

XVI- NEBÎL MEZHEBİ

XVII- İbn KÂMİL MEZHEBİ

 

Üçüncü Alt Bölüm

(Sünnî Olmayan Fıkıh Mezhepleri)

I- HAVÂRÎC

II- ZEYDİYYE

III- İMÂMİYYE

 

Dördüncü Alt Bölüm

(Mezheplerin Yayılması)

I- YAYILMANIN ÂMİLLERİ

II- MEZHEBLERİN YAYILMASI

III- GÜNÜMÜZDE FIKIH MEZHEBLERİNİN BÖLGELERİ

 

-SELÇUKLULAR DEVRİNDE FIKIH
(Fıkhın Duraklama Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- FIKIH TARİHİ BAKIMINDAN DEVRİN HUSUSİYETLERİ
1- Taklid Rûhu
2- Münazara ve Münakaşalar
3- Mezheb Taassubu
4- İctihad Kapısının Kapanması
C- TEDVİN HAREKETİ
1- Usûl ve Kitapları
2- Tercih Gayesine Yönelmiş Kitaplar
3- Mezheb Müdâfaasını Hedef Alan Çalışmalar
D- ADLİYE TEŞKİLÂTI VE KANUN
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ
Hanefîler
Mâlikîlerden
Şâfiîlerden
Diğer mezheblerden

-

-MOĞOL İSTİLÂSINDAN MECELLE'YE KADAR
(Fıkhın Gerileme Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- BU DEVİRDE İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLÎ TEŞKİLÂT ve KAZA
1- Anadolu Beyliklerinde
2- İlhanlılarda
3- Karakoyunlu ve Akkoyunlularda
4- Memlûklerde
5- Osmanlılarda
D- HÜKÜM KAYNAKLARI
1- Kanunnâmeler
2- Fıkıh ve Fetvâ Kitapları
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ ve ESERLERİ
1- İbn el-Hâcîb
2- İbn Abdisselâm
3- Ebû-Şâme
4- el-Karâfî
5- İbn Dakîkı'l-Iyd
6- Ebu'l-Berekât en-Nesefî
7- İbn er-Rif'a
8- et-Tûfî
9- İbn Ruşeyd
10- İbn ez-Zemelkânî
11- İbn Teymiyye
12- İbn Seyyidi'n-nâs
13- İbn Kudâme
14- Ebû-Hayyân
15- Sadru'ş-Şerîa
16- el-Udfuvî
17- ez-Zehebi
18- İbn Kayyim
19- Dâvûd-i Kaysarî
20- es-Sübkî
21- el-İtqânî
22- İbn es-Sübkî
23- el-İsnevî
24- Cemâleddin Aksarâyî
25- el-Bâbertî
26- et-Teftâzânî
27- Alâuddîn el-Esved
28- İbn Arafe
29- el-Bulqînî
30- Zeynüddîn el-Irâkî
31- İbn Berhân
32- Seyyid Şerif
33- İbn eş-Şihneti'l-Kebîr
34- el-Fîrûzâbâdî
35- Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddîn
36- Molla Fenârî
37- İbn Nâcî
38- İbn el-Vezîr
39- et-Tarablüsî
40- İbn Merzuk
41- el-Bürzülî
42- İbn Hacer el-Askalânî
43- Aynî
44- İbn el-Hümâm
45- Hızır Beg
46- Celâleddin el-Mahallî
47- İbn Kutlubuğâ
48- Molla Hüsrev
49- Sinan Paşa
50- Hocazâde
51- Molla Gûrânî
52- Şeyh İbn el-Vefâ
53- Molla Lutfî
54- Süyûtî
55- Zenbilli Ali Cemâlî Efendi
56- İbn-i Kemâl
57- Sa'dî Çelebi
58- Şeyhzâde
59- İbrâhîm el-Halebî
60- İbn Nüceym
61- Ebu's-Suûd
62- Hâmid Mahmûd Efendi
63- Hoca Sa'düddîn Efendi
64- Aliyyu'l-Kaarî
65- İbn er-Râşîd
66- Hayruddîn er-Ramlî
67- Bolevî Mustafa Efendi
68- İbrâhîm el-Kürdî
69- Çatalcalı Alî Efendi
70- el-Makbilî
71- Şâh Veliyyullah
72- el-Emîru's-San'ânî
73- Seyyid Abdulkadir el-Kevkebânî
74- el-Mağribî es-San'ânî
75- eş-Şevkânî
76- İbn Âbidîn

-

-MECELLE'DEN ZAMANIMIZA KADAR
(Uyanış Çağı)
A- İSLÂM DÜNYASI
B- İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLİYE TEŞKİLÂTI ve KANUNLAŞTIRMA
1- Mahkemeler
2- Kanunlaştırma ve Kanunlar
a) Türkiye'de
b) Diğer İslâm Ülkelerinde Kanunlaştırma
Mısır
Suriye
Irak
Ürdün
Lübnan
Fas ve Tunus
Hindistan ve Pâkistan
Endonezya
c) Kanunlaştırma Hareketinin Sebepleri
d) Kanunların Umûmî Vasıfları
D- MECELLE
1- Mecelle Vaz'ının Âmilleri
2- Medenî Kanun Çevresinde Yapılan Mücadele ve Münakaşalar
3- Mecelle Cemiyeti
4- Mecelle'nin Muhtevâ, Sistem ve Metodu
5- İstinad Ettiği Kaynak ve İctihadlar
6- Mecelle'nin Tenkidi
7- Mecelle'nin Ta'dîli Çalışmaları
8- Mecelle'nin İlgâsı ve T. Medenî Kanununa Geçiş
9- Mecelle Üzerine Çalışmalar
E- SON DEVİR FUKAHÂSI
1- el-Leknevî
2- el-Mercânî
3- Kadri Paşa
4- Sıddık Hasen Han
5- Ömer Hilmî Efendi
6- Cevdet Paşa
7-8- el-Azîmâbâdî
9- Abduh
10- el-Kaasimî
11- el-Hudarî
12- Ali Haydar Efendi
13- Reşîd Rizâ
14- Elmalılı Hamdi Efendi
A- TÜRKİYE'DE
B- DİĞER ÜLKELERDE
F- TEORİ VE PRATİKTE İSLÂM HUKUKUNUN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ
1- Prof. Fuad Köprülü'nün Değerlendirmesi
2- René David
3- Prof. Dr. Hasen Hâmid Hassân

-

 



mecelle.com1

ramazansaman
05:27, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

-6- Hz. Peygamber ve Ashâbının İctihadı:
Fıkıh Usûlü kitaplarında Rasûlullah'ın ictihad ederek hükme varmasının caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Tartışmanın bir tarafına göre O'nun din konusunda her söylediği vahye dayanır (Necm: 53/4), bilgi ve hüküm kaynağı olarak vahiy bulununca da ictihada ihtiyaç yoktur. Diğer tarafa göre ise O'nun söylediklerinin vahye dayalı olması, Kur'ân âyetleri ile ilgilidir, Kur'ân-ı Kerîm'de ne varsa hem mânası ve hem de sözleri ile Allah'a aittir. Allah tarafından Rasûlüne vahyedilmiştir. Sünnete gelince bunun büyük bir kısmının mânası yine Allah tarafından vahyedilmiştir, sözleri ise Allah Rasûlüne aittir ve bunların da önemli bir kısmı O'nun sözleri ile değil, ashâbın anlayış ve kavrayışlarına göre kendi sözleri ile rivayet edilmiştir. Sünnetin bir kısmının ise hem mânası ve hem de sözleri Rasûlullah'a aittir. Şüphesiz Rasûlullah'ın ictihadı, Allah'ın kontrolü altındadır, ashâbın ictihadı da Allah Rasûlü'ne arzedildikten ve O'nun tasvibini aldıktan sonra Sünnet hükmüne geçmektedir. Ancak bu gerçek, onların ictihad etmediklerine, ictihad yolunu kullanmadıklarına delil olmaz.

-Hz. Peygamber'in ictihadından örnekler:
a) Bedir savaşında alınan esirlere yapılacak muâmele hakkında bir vahiy gelmemişti. Hz. Peygamber meseleyi ashabiyle istişâre etti. Hz. Ömer öldürülmeleri, Hz. Ebû-Bekir fidye karşılığında salınmaları fikrini ileri sürdüler. Resûl-i Ekrem de ikinci fikre katıldı. Bu istişârî ictihad üzerine gelen âyet şöyle diyordu: "Yeryüzünde savaşırken düşmanı yere sermeden esir almak hiç bir peygambere yaraşmaz. Gerçi dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah âhireti kazanmanızı ister; Allah aziz ve hakîmdir. Daha önceden Allah'tan bir hüküm gelmiş olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap gelirdi."(19) Bu vahiy üzerine Rasûl-i Ekrem ağlıyarak şöyle demiştir: "Fidye aldıkları için ashâbıma azâb şu ağaç kadar yaklaşmıştı... Eğer azap gelseydi Ömer'den başkası kurtulamazdı."(20)
Allah Teâlâ, ictihadında hatâ edenlere azâb etmiyeceğini beyan ettiği için azap bahis mevzûu olmamış, fakat hatâyı açıklamıştır.
b) Bazı münafıklar Tebük Seferine katılmamak için mazeretler uydurmuş ve Hz. Peygamber'den izin almışlardı. Allah Teâlâ bunun üzerine Rasûlüne şüple hitap etti: "Allah seni affetsin! Doğrular sana belli olup yalancıları da bilmeden önce niçin onlara izin verdin?"(21)
c) Hanımlarından birine Rasûl-i Ekrem şöyle demiştir: "Eğer kavmin küfürden yeni ayrılmış olmasalardı Kâbe'yi Hz. İbrahîm'in temelleri üzerine yeniden yapardım."(22)
d) Misvâk hakkında: "Ümmetime güçlük çıkarmış olmasam her namaz için misvâk kullanmalarını isterdim."(23)
Bunlar Hz. Peygamber'in, mesâlih ve mefâsidi, fayda ve zararı göz önüne alıp mukayese ederek de hüküm ve karara vardığını göstermektedir.
e) Peygamberimiz (s.a.) eşlerinden Zeyneb b. Cahş'ın odasında onun sunduğu bal şerbetini içmiş ve bu sebeple orada biraz fazlaca kalmıştı. Bu durum diğer iki eşinin kıskançlığını tahrik ettiği için aralarında sözleşerek ağzından kötü bir kokununun geldiğini söylediler. O da bir daha bal şerbeti içmemek üzere yemin etti. Bu hükmü ve davranışı vahiy mahsûlü olmadığı, kendi ictihad ve takdirine dayandığı içindir ki, hâdise üzerine gelen âyet (vahiy) şöyle diyordu: "Ey peygamber! Eşlerinin rızâsını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Tahrîm: 66/1)
f) Bedir savaşında Rasûlullah (s.a.) askeri kuyuların başladığı yere yerleştirmişti. Sahâbeden el-Habbâb "Bunu, vahiy ile mi yoksa şahsî görüş ve takdirinize göre mi yaptınız" diye sordu, vahiy ile olmadığı cevabını alınca "Uygun olanı kuyuları arkamıza almamız ve düşmanı sussuz bırakmamızdır" dedi. Hz. Peygamber bu reyi uygun bularak yeri değiştirdi. Muhtemeldir ki, Peygamberimiz düşmanı insan dışı canlılara benzeterek "onlar nasıl sudan mahrum edilemez ise bunlar da edilemez" kıyasını yapmıştı. el-Habbâb ise savaş durumunu ve düşmanın hayat hakkının bulunmadığını göz önüne alarak bir başka kıyâs veya istidlâl ile zikredilen görüşünü ileri sürdü.
g) "Annem vefat etti, adayıp da tutamadığı orucu var, onun namına ben tutsam olur mu?" diye soran kadına "Annenin bir borcu olsaydı da sen onu ödeseydin borcu ödenmiş olmaz mıydı" buyurdu, kadın "Evet ödenmiş olurdu" deyince "Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır" dedi.(24)
h) Oruçlu iken eşini öpünce orucunun bozulduğunu zanneden Ömer'e "Su ile ağzını çalkalasan orucun bozulur mu idi?" cevabını verdiler.(25)
ı) Şu örnekler Allah Teâlâ'nın O'na doğrudan hüküm verme ve kaide koyma selâhiyeti verdiğini, "şu konularda dilediğin hükmü ver ve koy" dediğini göstermektedir:
"Hâmile kadınların çocuklarını emzirmelerini yasaklamak istedim, sonra Bizans ve İran kadınlarının bunu yaptıkları halde çocuklarına zarar vermediğini hatırlayarak yasaklamaktan vazgeçtim."(26)
"Ümmetime güçlük verecek olmasaydım her namazdan önce dişlerini misvak ile temizlemelerini emrederdim."(27)
Rasûlullah (s.a.) müslümanlara hac ibâdetinin farz olduğunu bildirirken birisi "Her yıl bir kere yapmak farz mı" diye sormuştu, Peygamberimiz şöyle buyurdular: "Evet deseydim her yıl haccetmeniz farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz. Size bir şeyi buyurmadığım müddetçe siz de beni kendi halime bırakın, sizden öncekilerin mahvolması ancak peygamberlerine durmadan gelip gidip soru sormaları yüzünden olmuştur."(28)
"Mekke'nin ağacı kesilmez, otu yolunmaz" buyurdukları zaman Abbâs "Mekke ayrığı (izhir) müstesnâ" demiş, Peygamberimiz de bunu tasvib ederek tekrarlamışlardır.(29) Yasaklama teferruâtına kadar vahiy mahsûlü olsaydı bir sahâbînin sözü üzerine mezkür istisna yapılmazdı.
Hayber'in fethinde akşam olunca askerler ocakları yakmış ve kazanları üzerine koymuşlardı. Hz. Peygamber ne pişireceklerini sorunca "Ehlî eşek eti" cevabını verdiler. Bunun üzerine "Kazanları dökün ve kırın" buyurdu. İçlerinden birisi "İçindekini döküp yıkasak olmaz mı" diye sorunca "Bu da olur" cevabını verdiler.(30)

Sahâbenin ictihadından örnekler:
a) Hz. Peygamber Muâz'ı kadı olarak Yemen'e gönderirken ne ile hükmedeceğini sormuş, Muâz da -Kitap ve sünnetten sonra- "Reyimle ictihad ederim" demişti. Bu cevap Rasûlullah tarafından tasvip edilmiştir.(31)
b) Hendek savaşının sonunda Hz. Peygamber: "Hiç biriniz Benû-Kurayza'ya varmadan ikindiyi kılmasın!" buyurmuştu. Hedefe varmadan ikindinin vakti daralınca sahâbe ikiye ayrıldı; bir grup "Bundan maksat bir an önce oraya yetişin demektir" diyerek ikindiyi yolda kıldılar. Diğer grup ise hadisin lafzına bakarak yola devam ettiler. Hz. Peygamber duruma muttali olunca her iki tarafın da ictihadını hoş karşılamış, hiçbirini kınamamıştır.(32)
c) Yolculukta su bulamayan iki sahâbî teyemmüm ederek namazlarını kıldılar; biraz gidince su buldular, birisi abdest alıp namazı yeniden kıldı. Diğeri yeniden kılmadı. Sonradan durumu Resûlullah'a bildirince şöyle buyurdu: "Sen iki defa sevap aldın; senin de yaptığın sünnete uygundur ve kıldığın (tek) namaz sana kâfidir."(33)
d) Benî-Kurayza Ahzâb savaşında müslümanlara hıyanet etmiş ve anlaşmayı bozmuşlardı. Savaştan sonra müslümanlar duruma hâkim oldular. Benî-Kurayza kendilerine yapılacak muâmele konsunda Sa'd b. Muâz'ı hakem kıldılar, Sa'd, "eli silah tutan erkeklerinin katledilmesine, kadın ve çocuklarının ise esir edilmelerine" hükmetti, bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) "Onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin" buyurdu.(34) Sa'd bu hükmünde kıyâs ictihadını kullanmış, hıyanet eden ve antlaşmayı bozanların fiilini, devlete başkaldıran âsîlere, yahut savaş esirlerine kıyas etmiştir.
e) Bir seferde Ammâr b. Yâsir ihtilâm olmuş ve uyanınca bütün vücudunu toprak üzerinden geçirmek suretiyle teyemmüm etmiş ve namazını kılmıştı. Beraberinde bulunan Ömer ise bu şekilde teyemmüm etmemiş ve namazını da kılamamıştı. Seferden dönünce durumu Rasûlullah'a anlattılar. Peygamberimiz dirseklere kadar ellerin ve kolların, çene altına kadar yüzün toprakla meshedilmesi şeklinde yapılan teyemmümün yeterli olduğunu, toprakta yuvarlanmaya gerek bulunmadığını ifade buyurdular.(35) Bu ictihadda Ammâr, teyümmümü su ile yıkanmaya benzetmiş (kıyas etmiş) ve bütün vücudu kaplaması gerektiğine hükmetmişti. Ömer (r.a.) ise "kadınlara dokunmuş ve su bulamamış iseniz temiz toprakla teyümmüm edin" meâlindeki âyeti (Mâide: 5/) cinsî birleşme durumuna varmayan okşama olarak anlamış ve cünüb olan için teyemmümün yeterli olmayacağına, yıkanmanın gerekli bulunduğuna hükmetmişti.
f) Bir seferde Amr b. Âs ihtilâm olduğu için teyemmüm etmiş ve komutan sıfatıyle cemâate imam olarak namaz kıldırmıştı. Seferden dönünce hadiseyi Hz. Peygambere aktardılar, teyemmümünü uygun buldu, fakat imam olmasını hoş karşılamadı. Bu ictihadda Amr, tek başına olanın halini imamın hali ile bir tutmuş, Hz. Peygamber ise bu kıyâsın uygun olmadığına işaret buyurmuşlardır.(36)
g) Sahâbeden Ebû-Sa'îd el-Hudrî bir görev yolculuğunda, akrep sokmuş bir müşriki Fâtiha sûresini okuyup üfleyerek tedâvî etmiş ve karşılığında birkaç koyun almıştı. Yol arkadaşlarından bir kısmı bunun caiz olup olmadığı konusunda tereddüt geçirmişler ve dönünce Rasûlullah'a sormuşlardı; "Peygamberimiz bunu tasvib ettiler

-

-Kur'ân-ı Kerim'de "senden soruyorlar" ifâdesi onbeş defa zikredilmiştir. Ve bunların sekizi fıkıhla alâkalıdır

-İki defa da "senden fetvâ istiyorlar" sözü geçmiştir

-

-

Medine Devir Fıkhı'nın Özellikleri:
Bu devirde ve dolayısıyla İslâm'da dünya hayatı ile ilgili hüküm ve kaidelerin (muâmelât) dayanağını, iyi ve faydalı olanı sağlamak, kötü ve zararlı olanı uzaklaştırmak, kaldırmak (celb-i menâfi', def'i-mefâsid) şeklinde hulâsa etmek mümkündür. Buna kısaca "maslahata riâyet" de denir. Şimdi sıralayacağımız hususiyetler bu esasın çeşitli görünüşleridir:

a) Tedric:
Gerek Kur'ân-ı Kerim ve gerekse onun en sağlam tefsiri ve tamamlayıcısı olan sünnet bir anda indirilmemiş ve buyurulmamıştır. Bu iki kaynağın teşrî (hukukî düzenleme) faaliyeti 23 yıla yakın bir zamanı kaplamıştır. İslâm'ın binası böylece basamak basamak, taş taş, tuğla tuğla tamamlanırken insanların onu daha iyi ve daha kolay anlamaları, öğrenmeleri ve kavramaları sağlanmıştır. Unutmamak gerekir ki, vahyin ilk muhâtabları okuma ve yazma ile alâkaları az olan, daha çok hâfızalarına güvenen araplardır.
Bu tedric ve hedefe adım adım gidiş de birkaç şekilde olmuştur:

aa) Zaman içinde tedrîc:
Bundan maksad hükümlerin bir an ve zaman içinde değil, uzun bir zaman içinde arka arkaya gelmiş olmasıdır.

ab) Hükümler içinde tedrîc:
Mükellefiyetler hep birden gelmediği gibi gelenler de zamanla tekemmül etmiş, istidat ve intibak kazanıldıkça tamamlanmış ve arttırılmıştır. Meselâ: Namaz önce sabah ve akşam iki vakit iken sonra beş vakit olmuştur. Zekâtın miktarı önce sınırlandırılmamış, herkesin istek ve gücüne bırakılmış, sonra miktarlar sabit ve mecburî hâle getirilmiştir. İçki (şarap) önce yasaklanmamış, sadece zararlı olduğu bildirilmiş, sonra sarhoş iken namaz kılmak menedilmiş, en sonunda da kesin olarak yasaklanmıştır.
İslâm'ın ilk yıllarında müslümanlar azlık olduğundan düşmanları ile savaş emrolunmamış, onların yaptıklarına karşı af ve sabır istenmiştir. Sonra müslümanlar çoğalınca müdâfaa harbine izin verilmiş(4) daha sonra da din yüzünden baskı kalkıncaya, din ve vicdan hürriyeti hâkim olancaya kadar savaşılması farz kılınmıştır.(5)

b) Kolaylık:
Bu devir hükümlerinde göze çarpan bir hususiyet de kolaylıktır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ'nın kullarına güçlük çıkarmak istemediği, kolaylık ve hafiflik istediği açıkça ifade edilmiştir.(6)
Resûl-i Ekrem (s.a.) de: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; sevdirin, nefret ettirmeyin" buyurmuş, ümmetine güçlük olmasın diye bazı hususları emretmemiştir.(7)
Yalnız bu devre mahsus olmayan kolaylık hususiyetinin bazı örnekleri:
Hastalık, yolculuk, tazyik, yanılma ve unutma bazı hükümlerin hafiflemesi için mazeret kabul edilmiştir. "Zarûretler haramı mübah kılar" kaidesi de aynı esasa dayanır.
Kitâp ve Sünnet çok mükellefiyet getirmemiş, teferruâtla meşgul olmamıştır. Mükellefiyetler, dinin gayesi olan dünya ve âhiret saâdetini temine yetecek kadardır; ne eksik ne de fazla. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Allah bazı şeyleri farz kılmıştır onları elden kaçırmayın, bazı sınırlar koymuştur onları çiğnemeyin, bazı şeyleri haram kılmıştır onları işlemeyin, unuttuğu için değil de size acıdığı için bazı hususlarda sükût etmiştir onları da araştırmayın, üzerine düşmeyin."(8)

c) Nesih:
Nesih, daha sonra gelen bir hükmün önceki hükmü kaldırması demektir. Sadece bu devrede bazı âyet ve hadîsler diğerlerinin hükmünü kaldırmıştır. Bunun hikmeti ilk müslümanları tedrîcen alıştırmak, terbiye etmek, irşadı kolaylaştırmaktır. Bu konu aşağıda ele alınacaktır.
Giriş çerçevesinde verilen bu genel bilgilerden sonra Hz. Peygamber devrinde Fıkh'ı daha yakından ve detaylı olarak ele alabiliriz.

 



mecelle.com

ramazansaman
05:25, 10/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
 

Fıkıh-1=anlamak, kavramak, idrak etmektir.

Ebû Hanîfe fıkıh'ı: "Kişinin, leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesidir."

İmam Şâfiî de fıkhı: "Dinin ameli hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklarından alarak elde edilen bilgidir"

fıkhın içine "ibâdât, muâmelât, uqûbât" girmektedir. Fıkıh, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden vefatına kadar geçen on yıl gibi çok kısa bir süre içinde tamamlanmış, sistemleştirilip tedvin edilmesi için de 57 yıl gerekmiştir.

 

Hz. PEYGAMBER DEVRİ

(Fıkhın Doğuşu)

 

Giriş

A- MEKKE DEVRİ

B- MEDİNE DEVRİ

I- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE FIKIH

A- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL

1- Kur'an-ı Kerîm (nuzulü, yazılması, neshi, toplanması...)

2- Sünnet

3- İcmâ

4- Kıyâs

5- İstidlâl (telâzüm, istishâb, istislâh, istihsân...)

B- Hz. PEYGAMBER DEVRİNDE FÜRÛ

Mekke Dönemi

1- Namaz

2- Beş vakit namaz

3- Temizlik

4- Cuma namazı

Medine Dönemi

Birinci Yıl

1- Hutbe

2- Ezân

3- Nikâh

4- Cihad

5. Belediye nizamı

İkinci Yıl

1- Oruç

2- Bayram Namazları

3- Fıtır sadakası

4- Kurban

5- Zekât

6- Kıblenin Değiştirilmesi

7- Ganîmetler ve taksîmi

Üçüncü yıl

1- Miras Hükümleri

2- Boşanma

Dördüncü yıl

1- Yolculuk ve Savaş Halinde Namaz

2- Recm Cezası

3- Arâzî ıktâ'ı

4- Teyemmüm

5- İffete İftira Cezası

6- Örtünme ve İstizân

7- Hac ve umre

Beşinci yıl

1- Yağmur Duâsı ve Namazı

2- Îlâ

Altıncı Yıl

1- Anlaşma Kaideleri

2- Hac ve Umre Yolunda Engelleme

3- Alkollü İçkiler ve Şans Oyunlarının Yasaklanması

4- Zıhâr

5- Vakıf

6- Isyân ve haydutluğun cezâsı

Yedinci Yıl

1- Bazı Yiyeceklerin Yasaklanması

2- Zırâî Ortaklık

Sekizinci yıl

1- Mekke'nin Kutsîliği ve Dokunulmazlığı

2- Kısâs

3- Alkollü içki satışının yasaklanması

4- Müddetli Evlenmenin Yasaklanması

5- Hukuk karşısında eşitliğin ilânı

6- Kabir Ziyaretine İzin Verilmesi

Dokuzuncu yıl

1- Çıplak Tavâfın Yasaklanması

2- Mulâ'ane

Onuncu Yıl

1- İnsan Haklarının İlânı

2- Vasıyet, neseb, nafaka ve borçla ilgili hükümler

3- Cezanın Şahsîliği

4- Vasıyetin üçte birle sınırlandırılması

5- Faizin Yasaklanması ve Akit Hürriyeti

II- RASÛLULLAH'IN DEVRİNDE KAZÂ VE NOTERLİK

A- KAZÂ

B- İFTÂ

C- NOTERLİK ve RESMÎ YAZIŞMALAR

 

A- MEKKE DEVRİ:
Hz. Peygamber M. 610 yılında vahye muhâtap olmuş, vazifesi icâbı dini tebliğe başlamış ve 622 yılına kadar Mekke'de kalmıştır. Bu müddet içinde (13 yıla yakın) Kur'ân-ı Kerim'in üçte birinden az eksiği nâzil olmuştur.
Bu devrede Allah Resûlü'nün (s.a.) tebliği daha çok inanç ve ahlâk sahasına yönelmiştir. Zaten ibadet ve hukukî münasebetler bu iki temel üzerine oturmaktadır. Mekke'de fıkıh hükümleri hem azdır, hem de umûmî, küllî bir karakter arzetmektedir.

HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL
1.Kurani kerim
2.sünnet
3.icma
4.Kiyas
5.istidlal

İbnu'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân isimli eserinde bazı hocalarından şunu nakletmiştir: Bakara sûresinde bin emir, bin nehiy (yasaklama), bin fıkıh hükmü ve bin haber vardır

Fıkh'ın ilk tedvininin (kitapta yazılı hale getirilişinin) de, Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması ile gerçekleştiği söylenebilir

Hicretten sekiz yıl önce Hz. Ömer'in müslüman olmasında etkili olan âyetler kızkardeşinin elinde yazılı bulunuyordu.

Resûl-i Ekrem'in dünya hayatı son bulduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in tamamı hem yazılmış, hem de birçok kişi tarafından ezberlenmiş durumda idi

Ebû-Bekir halîfe olup yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda birçok hâfız şehid düşünce, Hz. Ömer'in teklifi üzerine, Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurdu ve çeşitli ellerde bulunan Kur'ân parçalarının bir araya getirilerek yeniden yazılmasını, bir kitap (mushaf) halinde toplanmasını istedi

Osman'ın halîfeliği zamanında yine Zeyd b. Sâbit'in başkanlığındaki bir heyet ana nüshayı çoğalttı ve belli merkezlere birer nüsha gönderildi

-

Âyetin hükmünü tamamen ortadan kaldıran değişikliği nesih sayanlardan İbnu'l-Arabî, Süyûtî gibi araştırıcılar sayıyı yirmiye, Faslı Hacevî onikiye, Hindistanlı Şâh Veliyyullah beşe indirmişlerdir. Bu beş âyet üzerinde son iki âlimin görüşleri birleştirilince sayının daha da azaldığı görülmektedir.(13) Şöyle ki:
1- "İçinizden birine ölüm yaklaştığında, eğer geride mal bırakıyorsa ana-babasına ve akrabasına vasıyet etmesi gereklidir." (Bakara: 2/180) meâlindeki âyeti, "Allah çocuklarınızın miras haklarını size şöylece bildirip emrediyor: Erkek, kadının aldığının iki mislini alacaktır..." (Nisâ: 4/11-12) meâlindeki âyet neshetmiştir. "Vârise vasıyet yoktur; yâni bir kimse ölüye zaten vâris oluyorsa buna ayrıca vasıyet yoluyla mal verilmez" meâlindeki hadîs ise nesheden âyete açıklık getirmektedir.
2- Cumhûra göre kocası ölen kadının koca evinde bir yıl oturma hakkı ve yükümlülüğü (Bakara: 2/240), bekleme müddetinin (iddetin) dört ay on gün olduğunu bildiren âyet (Bakara: 2/234) ile vasiyet ise miras âyeti ile kaldırılmıştır. Koca evinde iddet süresince kalma (süknâ) hakkı, böyle bir hakkın bulunmadığını bildiren hadîs (Buhârî, Tefsîr, 2/41; Talâk 41, 50) ile neshedilmiştir. Şah Veliyyullah'a göre nesih söz konusu olmadan şöyle bir formül ileri sürülebilir: Ölen kocanın daha önce böyle bir vasıyette bulunması farz değil, caiz veya müstehabdır, kadın ise bu vasiyete uyarak koca evinde kalmaya mecbur değildir, muhayyerdir (s. 24).
3- Diğer müelliflerle beraber Hacevî'ye göre "Ona güç yetirebilenler üzerine yoksulları doyuracak bir fidye gereklidir" (Bakara: 2/184) meâlindeki âyet, oruca gücü yetenlerin dilerlerse oruç tutmayıp her oruç için bir fidye (fitre miktarı bedel) verebileceklerini ifade etmektedir ve bu âyet "İçinizden Ramazan ayına ulaşan onda oruç tutsun" (Bakara: 2/185) emri ile neshedilmiştir. Şâh Veliyyullah'a göre "Ona güç yetirenler"den maksat fitre verme gücü bulunanlar" demektir ve âyet, oruç tutanların bir de fitre (fıtır sadakası) vermelerinin -imkâna bağlı olarak- gerekli olduğunu bildirmektedir. Burada nesih söz konusu değildir.
4- Müslümanların ona karşı bir de olsalar cihada devam etmeleri gerektiğini bildiren âyet, bu yükümlülüğü ikiye karşı bir şeklinde değiştiren âyet ile (Enfâl: 8/65-66) neshedilmiştir.
5- Belli bir sayı ve zamandan itibaren Hz. Peygambere evlenmeyi yasaklayan âyet (Ahzâb: 33/52) "Sana eşlerini helal kıldık..." (Ahzâb: 33/50) meâlindeki âyet ile neshedilmiştir. Bu konuda Şâh Veliyyullah farklı bir görüş zikretmediği halde Hacevî aksine görüşlerin bulunduğunu, bazılarının burada neshi kabul etmediklerini ileri sürmektedir.
6- Hz. Peygamber ile gizli bir şey konuşmak isteyenlerin önce fukaraya sadaka vermesini isteyen âyet (Mücâdele: 58/12), bunu takip eden âyet tarafından neshedilmiştir.
7- Müzemmil sûresinin yirminci âyetinde, önce gece namazı farz kılınmış, sonra bu hüküm kaldırılmıştır. Hacevî burada da nesihden bahsetmenin uygun olmadığını, âyetin başında gece namazının, -Hz. Peygambere olduğu gibi- bütün mü'minlere farz kılındığına dair bir delâletin bulunmadığını ileri sürmektedir.

-Herhangi bir asırda yaşayan müctehidlerin tamamının bir fıkıh hükmü üzerinde ittifak etmeleri mânasına gelen icmâ, müctehidlerin çoğuna göre ancak Kitâb ve Sünnet'ten bir delile dayanacaktır; yâni bir âyet veya hadisin belli bir hükmü ifade ettiği, başka bir mânaya gelmediği hususunda asrın müctehidleri fikir ve görüş birliğine varmış olacaklardır

-Kitâb ve Sünnet'te yer alan bir hükmün hangi gerekçeye (vasıf, illet) dayandığı bilinir veya ayrı bir ictihad ile ortaya çıkarılır (tahrîcu'l-menât ictihadı yapılır), sonra aynı gerekçeye sahip bulunan, aynı illet ve vasfı taşıyan bir fiil veya nesneye de aynı hüküm verilirse "kıyâs" ictihadı gerçekleşmiş olur

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstishâb:
Sonraki devirlerde hanbelîler ve zâhirîler tarafından çokça kullanılan istishâb "varlığı sabit olan bir hüküm ve durumun geçmişte veya halihazırda da var sayılması" esasına dayanmaktadır ve çeşitleri vardır. Rasûlullah (s.a.) zamanında mevcut olan istishâb üç çeşittir:

aa) Akıl veya hukukun (şer'in) varlık (sübût) ve devamına delâlet ettikleri şeyin var sayılması, var kabul edilmesidir. Meselâ mülkiyetin sübutunu gerektiren sözün sarfedilmesi üzerine bu hakkın sübutu, borçlanma veya itlâf vaki olunca zimmette borcun sübutu, nikâh akdi yapıldıktan sonra karı koca arasındaki "helal olma" hükmünün devamı bu nevi istishâba dayanmaktadır.
ab) Aklın delaleti ile bilinen asıl yokluğun (el-ademu'l-aslî) hukukî hükümlerde de yok sayılması (istishâbı): "Şer'î (dînî-hukukî) bir delil bulunmadıkça, böyle bir delile dayalı bir değişiklik vukubulmadıkça yükümlülük de yoktur" hükmü böyle bir istishâba dayanmaktadır. Meselâ Kitâb ve Sünnet'ten bir delil bulunmadıkça müslümanın, altıncı bir namaz ile mükellef olması düşünülemez.
ac) Bazı nasların özelleştirilmiş, kayıtlanmış olması, bazılarının da -Rasûlullah zamanında- neshedilmiş bulunmaları ihtimaline rağmen -bu ihtimallerin vukuu bilinmedikçe- mezkür naslarla amel edilmesi de bir nevi istishâba dayanmakta, bu naslar anlaşıldıkları ve oldukları gibi yürürlükte kabul edilmektedir. Bu üç nevi istishâb (hükme varma yolu) Rasûlullah zamanında da kullanılmıştır; ancak bunlardan üçüncüsü daha ziyade ashâb için söz konusudur.

-c) Önceki semâvî dinlere ait hükümler:
Bir önceki din çeşitli sebeplerle devrini tamamlayıp yeni bir peygambere ve kitaba ihtiyaç hasıl olunca Allah Teâlâ yeni peygamberi göndermekte, baştan beri devam eden değişmez din prensipleri yanında değişen hüküm ve kaideler koymaktadır. Buna göre prensip olarak her yeni din bir öncekini yürürlükten kaldırmaktadır. Önceki dinlerde mevcut hüküm ve kaidelerin İslâm dini ve müslümanlar bakımından da geçerli olabilmesi için mevsuk ve mûteber bir kaynakta (Kur'ân-ı Kerîm, sahih hadîsler) zikredilmesi ve ayrıca peygamberimiz tarafından yürürlükten kaldırılmamış bulunması şarttır.

-d) İstihsân:
Mezhep müctehidlerinin yaşadığı devri incelerken ele alınacak olan istihsân metodu, "karşılaşan iki delilden daha kuvvetli olanı tercih" esasına dayanmaktadır. Bu metodu gerek Rasûlullah hayatta iken ve gerekse intikalinden sonra ashâbın kullandıkları anlaşılmaktadır

e) Istıslâh:
"el-Mesâlihu'l-mursele" terimi ile de ifade edilen istıslâh metodu kıyâsa bir cihetten oldukça yakınlığı bulunan bir metoddur. Kıyâs yapabilmek için illetin bilinmesine ihtiyaç vardır, illeti tesbitin yollarından biri de münâsebettir, münâsebet illetin (nassa dayalı hükmün gerekçesinin) hikmet ve maslahata uygun bulunmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in bir mushafta toplanması, hadîslerin resmen toplattırılıp yazdırılması, minarelerin yapılması, halkı cumaya çağırmak için bir ezan daha (ilk ezan) okutturulması... bu metoda dayalı hükümlere örnektir.

-Gerek istıslâh metodu ve gerekse "harama giden yolu tıkama" mahiyetinde olan seddi-zerîa metodu, Hz. Peygamber'in irşad ve eğitimi ile yetişen ashâb tarafından O'nun yokluğunda kullanılmış, sonra da diğer müctehidlere intikal etmiştir.



b9

ramazansaman
04:44, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Cumhuriyetler

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1918-1920

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-I/31 Ağustos 1913

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-II/1915-1917

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-III/1920-1923

- Türkiye Cumhuriyeti/1923-...

- Hatay Cumhuriyeti/1938-1939

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti/1983-...

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1991-...

- Kazakistan Cumhuriyeti/1991-...

- Kırgızistan Cumhuriyeti/1991-...

- Tacikistan Cumhuriyeti/1991-...

- Özbekistan Cumhuriyeti/1991-...

- Türkmenistan Cumhuriyeti/1991-...


b8

ramazansaman
04:43, 8/3/2010 .. 0 Yorum .. 0 Geribildirim .. Bağlantı
Atabeylikler

- Böriler/1117-1154

- Zengîler/1127-1259

- İl-Denizliler/1146-1225

- Salgurlular/1147-1284


Hanlıklar

- Büyük Bulgarya Hanlığı/630-665

- İtil (Volga) Bulgar Hanlığı/665-1391

- Tuna Bulgar Hanlığı/981-864

- Peçenek Hanlığı/860-1091

- Uz Hanlığı/860-1068

- Kuman-Kıpçak Hanlığı/9. asır - 13. asır

- Özbek Hanlığı/1428-1599

- Kazan Hanlığı/1437-1552

- Kırım Hanlığı/1440-1475

- Kasım Hanlığı/1445-1552

- Astrahan Hanlığı/1466-1554

- Hive Hanlığı/1512-1920

- Sibir Hanlığı/1556-1600

- Buhara Hanlığı/1599-1785

- Kaşgar-Tufan Hanlığı/15. asır başları - 1877

- Hokand Hanlığı/1710-1876

- Türkmenistan Hanlığı/1860-1885


{ Önceki Sayfa } { Sayfa 1 / 120 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Resim Galerim

Bağlantılar

Benim sitem
Forum(ekonomi)
Youtube
My spacem
Türk Tarihi
Danna Garcia
Photobucket
Picase web albümleri
MESAJ HABER
Sinema izle

Kategoriler

Fotoğraflar
Tanıtım yazıları
Videolar

Son Yazılar

STOCKHOLM'DEN RESİMLER(İsveç)
İLGİNÇ RESİMLER
The 50's Photo Gallery!
KELEBEKLER ve KUŞLAR
KAKTÜS ve BAHAR ÇİÇEKLERİ
SEVGİ(love)
DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
DOMİNİK CUMHURİYETİ
GÜZEL YURDUMDAN MANZARALAR
DOMİNİK CUMHURİYETİ(Dominica)
GÜL BAHÇELERİ(rose garden)
AT-TOPRAK-PUSAT ve hiç bilinmeyen bir Türk efsanesi.
MISIR UYGARLIĞI ve PİRAMİTLER
TÜRKİYE(Turkey)
MİTOLOJİK ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE SEVGİ
SEVGİLERİN YAŞANDIĞI GÜZEL MEKANLAR
RESİMLERLE AİLE HAYATI(the family)
GÜZEL MANZARALAR
İLGİNÇ FOTOĞRAFLAR
İLGİNÇ ve GÜZEL HAVUZLAR

Arkadaşlar

ramazansaman
ardafrt
Ücretsiz Blog